Türkiye’de havacılık sektöründe hak arama mücadelesi denildiğinde, yakın zamanda dönüp dönüp hatırlanması gereken bir örnek var. Hava trafik kontrolörleri…
Birkaç yıl önce öyle bir mücadele ortaya koydular ki yalnızca haklarını almakla kalmadılar, bütün havacılık sektörüne örgütlenmenin, dayanışmanın ve birlikte hareket etmenin ne demek olduğunu da gösterdiler. Düzeltiyorum. Gösterdiklerini sandılar.
Hava trafik kontrolörleri, dünyadaki meslektaşlarıyla benzer ekonomik standartlara ulaşabilmek, yaptıkları işin sorumluluğunun karşılığını alabilmek için hak talebinde bulundular.
Son derece açık, anlaşılır ve meşru bir talep…
Ancak karşılarında dikensiz gül bahçesi yoktu. Altın tepside talep ettiklerini ikram eden olmadığı gibi, lisanslarının iptal edilmesinden devlet memurluğundan çıkarılmaya kadar uzanan tehditlerle karşı karşıya kaldılar. Baskılar gördüler, hedef oldular.
Peki onlar ne yaptılar?
Hak aramaktan vaz mı geçtiler? Yoksa korkup sindiler mİ?
Hayır, bir kişi bile geri çekilmedi.
Sendikalı olanı, olmayanı, dernek üyesi olanı, olmayanı… Hepsi ortak hedefte birleşti.
Kimse kendi küçük dünyasına çekilip başkasının mücadele etmesini beklemedi.
Kimse, “Ben ortalarda görünmeyeyim, siz mücadele edin, sonuçta kazanılacak haktan ben de yararlanırım” kolaycılığına kaçmadı.
Kimse arkadaşını öne sürüp kendisi geride durmadı. Kimse maşa aramadı, közü elleriyle avuçladılar.
Bunu yaparken işlerini bırakmadılar.
Uçuş emniyetinden taviz vermediler.
Yalnızca kendilerine tanınan inisiyatifi kullanmadan, kuralları harfiyen uygulayarak çalışmaya başladılar.
Bunun havacılıkta ne anlama geldiğini bilenler çok iyi bilir.
Normal şartlarda kontrolörlerin tecrübeleri ve operasyonel inisiyatifleriyle sağlanan akıcılık, yerini prosedürlerin eksiksiz uygulanmasına bıraktığında sistemin nasıl etkilendiği kısa sürede görüldü.
Gecikmeler yaşandı. Havayolu şirketlerinin operasyonel maliyetleri arttı.
Mesele, kontrolörlerle karar vericiler arasında yaşanan bir ücret anlaşmazlığı olmaktan çıktı.
Bütün sektörün gündemine oturdu.
Havayolu şirketleri devreye girdi. Baskılar arttı. Çözüm arayışları hızlandı.
Ama kontrolörler geri adım atmadı.
Çünkü yaptıkları şeyin özünde çok basit bir gerçek vardı:
Kuralları uygulamak da haklarını istemek de suç değildi.
Ve en önemlisi, haklı olduklarına inanıyorlardı.
Kimse başkasının arkasına saklanmadı
Ben bu mücadelenin en çok bu tarafını önemsiyorum.
Çünkü Türkiye’de, özellikle de havacılık sektöründe, hak arama konusunda çok sık karşılaştığımız bir alışkanlık var.
Herkes şikâyet eder.
Herkes maaşından, çalışma şartlarından, yöneticisinden, uygulamalardan yakınır.
Sosyal medyada mangalda kül bırakmayanlar olur.
Kapalı gruplarda en sert mesajları yazanlar, herkesten daha fazla mücadele isteyenler çıkar.
Ama iş gerçekten sorumluluk almaya geldiğinde tablo değişir.
“Aman ismim geçmesin.”
“Aman yöneticiler beni görmesin.”
“Aman işimden olmayayım.”
“Birileri öne çıksın, ben arkadan desteklerim.”
Mücadeleyi birkaç kişinin omzuna yükleyip sonuçlarını bekleyenlerin sayısı hiç de az değildir.
Sonra da hak kazanıldığında herkesten önce o hakkı kullanmaya başlarlar şark kurnazları…
İşte hava trafik kontrolörleri bu anlayışı yerle bir etti.
Onların mücadelesinde tribün yoktu. Goygoy yoktu… Kağıttan kaplanlar yoktu.
Sendikasıyla, derneğiyle, üyesiyle, üye olmayanıyla aynı iradeyi ortaya koydular.
Birbirlerini yalnız bırakmadılar.
Birbirlerinin arkasından iş çevirmediler. İşverene diş gösteremedikleri için onu bunu hedef yapmadılar.
Birilerinin kahraman, diğerlerinin seyirci olduğu bir düzen kurmadılar.
Hep birlikte hareket ettiler.
Sonunda ne oldu?
Kazandılar.
Talep ettikleri performans primlerine yasal düzenlemeler çerçevesinde kavuştular.
Haklarını alınlarının akıyla, analarının ak sütü gibi aldılar.
Üstelik bunu kimsenin lütfuyla değil, ortaya koydukları ortak iradeyle başardılar.
Bu mücadelede asıl kazanımın yalnızca performans primi olduğunu düşünmüyorum.
Çok daha değerli bir şey kazandılar.
Birlikte hareket ettiklerinde ne kadar güçlü olduklarını gördüler.
Karşılarında kim olursa olsun, haklı bir talebin kararlılıkla savunulabileceğini gösterdiler.
Ve havacılık sektörüne unutulmaması gereken bir ders verdiler.
Havacılık çalışanları bu mücadeleyi iyi okumalı
Bugün havacılık sektöründe pek çok meslek grubunun çalışma şartları, ücretleri, özlük hakları ve gelecek kaygıları konuşuluyor.
Pilotlar, kabin memurları, teknisyenler, yer hizmetleri çalışanları…
Her mesleğin kendine özgü sorunları var.
Elbette herkesin şartları, hukuki statüsü ve mücadele yöntemleri aynı değil.
Ancak hava trafik kontrolörlerinin ortaya koyduğu örneğin bütün meslek grupları açısından ortak bir mesajı var.
Hak aramak yalnızca sosyal medya hesaplarına posta koymak değildir.
Hak aramak, başkasından fedakârlık beklerken kendi konfor alanını korumak değildir.
Hak aramak, birilerinin işini, geleceğini, kariyerini riske atmasını bekleyip kazanılan haklardan yararlanmak değildir.
Hak aramak gerektiğinde sorumluluk almaktır.
Birlikte durmaktır.
Arkadaşını yalnız bırakmamaktır.
Hava trafik kontrolörleri bize tam da bu farkı gösterdi.
Birlik olunca ne olduğunu gösterdiler
Yıllardır havacılık sektörünü takip eden bir gazeteci olarak çok sayıda hak arama mücadelesine, sendikal tartışmaya, çalışan-yönetim anlaşmazlığına tanıklık ettim.
Ancak hava trafik kontrolörlerinin ortaya koyduğu dayanışmanın ayrı bir yerde durduğunu düşünüyorum.
Çünkü bu mücadelede kişisel hesapların önüne ortak hedef konuldu.
Korkunun önüne dayanışma konuldu.
Bireysel çıkarların önüne mesleki birliktelik konuldu.
Ve sonuç alındı.
Bugün birileri hâlâ kendi haklarını başkalarının savunmasını bekliyorsa, hava trafik kontrolörlerinin mücadelesini bir kez daha hatırlamalı.
Birileri öne çıkarken arka sıralarda saklanmayı tercih ediyorsa, bu mücadeleden çıkaracağı çok ders var.
Birileri sosyal medyada kahramanlık yapıp gerçek hayatta görünmez oluyorsa, dönüp kendine bakmalı.
Çünkü hak arama mücadelesi seyirci kabul etmez.
Herkesin kazanmak istediği ama kimsenin bedel ödemek istemediği bir mücadeleden başarı çıkmaz.
Hava trafik kontrolörleri bunu değiştirdi.
Kendi haklarını kazandılar.
Ama bence çok daha önemlisi, Türkiye’deki bütün havacılık çalışanlarına örgütlü mücadelenin nasıl verilmesi gerektiğini gösterdiler.
O nedenle bugün haklarını savunmaya çalışan her meslek grubunun önünde çok kıymetli bir örnek duruyor.
Hava trafik kontrolörleri…
Onlar yalnızca performans primi kazanmadılar. Birlik olmanın, dik durmanın ve haklı bir mücadeleyi sonuna kadar götürmenin ne demek olduğunu bütün sektöre öğrettiler.
Ve bence en büyük alkışı da bunun için hak ediyorlar. 20 Ekim Hava Trafik Kontrolörleri Gününüz kutlu olsun.

