1. Haberler
  2. Havacılık Haberleri
  3. Beyaz Gecelerin tarih kokan şehri St. Petersburg

Beyaz Gecelerin tarih kokan şehri St. Petersburg

featured
service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Rusya’nın kültür başkenti olarak anılan St. Petersburg, yalnızca sarayları ve müzeleriyle değil, insana zamanı unutturan atmosferiyle daha ilk adımda insanı kendi tarihinin içine çekiyor.

Çar I. Petro’nun 1703 yılında “Batı’ya açılan pencere” olarak kurduğu bu şehir, yalnızca Rusya’nın ikinci büyük kenti değil; sarayları, müzeleri, katedralleri, kanalları ve sanat mirasıyla adeta açık hava müzesi.

AJet’in Ankara’dan St. Petersburg’a başlattığı doğrudan uçuşlar dolayısıyla Pulkovo Havalimanı’nın davetlisi olarak tam da “Beyaz Geceler” döneminde ziyaret ettiğim şehirde bazen güneş açtı, bazen aniden yaz yağmuru bastırdı. Ancak hava nasıl olursa olsun, St. Petersburg’un ihtişamından, bizim de Petersburg’u gezme isteğimizden hiçbir şey eksilmedi.

IMG 1369 scaled
Güneşin veda etmekte bile zorlandığı ve neredeyse gece yarısına kadar gündüzü yaşayan şehri gezerken birkaç gün içinde bu muhteşem şehire veda etmek zorunda olacağınızı bilmek, sizi daha en baştan biraz hüzünlendiriyor.

IMG 1360 1 scaled

Saraylar, kiliseler, katedraller…

Vakit kaybetmeden şehri gezmeye başlıyoruz. Başınızı ne yana çevirseniz bir saray, kilise ya da katedral ile göz göze gelmeniz kaçınılmaz.

IMG 1165 scaled IMG 1162 scaled

Finlandiya Körfezi kıyısındaki Peterhof Sarayı’na yaklaşırken insanı önce suyun sesi karşılıyor.

Ardından irili ufaklı altın kaplama heykeller…

Merkezde yer alan ve Sampson’un aslanın ağzını yırttığı anı simgeleyen dev heykelin gökyüzüne yükselen su sütunu, sarayın ihtişamını daha ilk anda hissettiriyor.

Peterhof’un en ilginç yanı ise bu görkemli fıskiyelerin hiçbirinde elektrikli pompa kullanılmaması.

Yaklaşık üç yüz yıldır çalışan sistem tamamen doğal eğim ve yerçekimi prensibiyle çalışıyor. Sıkıştırılan suyun debisi artıyor ve ortaya da böylesine muhteşem bir görsel şölen manzarası çıkıyor. Dönemi düşünüldüğünde bu yalnızca estetik değil, aynı zamanda olağanüstü bir mühendislik başarısı.

 

Altın kaplama onlarca heykel, yüzlerce su jeti ve kilometrelerce uzanan kanallar bir araya gelince Peterhof’un neden “Rus Versailles’ı” olarak anıldığını anlamak hiç zor olmuyor.

IMG 1152 scaled IMG 1147 scaled

Sarayın içi de gerçekten saray gibi

Peterhof’un dışı kadar içi de büyüleyici.

Altın varaklarla süslenmiş duvarlar…

Kristal avizeler…

Dev aynalar…

İşlemeli parke zeminler…

Ve tavanı tamamen kaplayan büyük freskler…

Her salon bir öncekinden daha gösterişli.

Bu odalar yalnızca yaşam alanı olarak değil, Avrupa’dan gelen elçilere Rus İmparatorluğu’nun gücünü göstermek amacıyla tasarlanmış.

Romanov Hanedanı’nın ihtişamı, salonların her köşesinde hissediliyor.

Özellikle kırmızı kadife tahtın bulunduğu kabul salonu, ihtişamın zirvesi.

Tahtın hemen arkasında yer alan atlı portre ise St. Petersburg’un kurucusu Büyük Petro’yu simgeliyor.

Genç yaşta Avrupa’yı dolaşarak gemi yapımından şehir planlamasına kadar birçok alanda eğitim alan Büyük Petro, Rusya’nın yüzünü Batı’ya çevirmeyi hedefledi.

Bugün St. Petersburg’da görülen pek çok yapı onun başlattığı büyük dönüşümün eseri.

 

Elbette bu fantastik ve gösterişli dünyanın yaratılmasında en önemli pay, Petro’nyn gösteriş ve lüks meraklısı kızı Elizabeth’in katkısı çok büyük…

IMG 1111 scaled

Kanlı Kilise…

Şehrin en etkileyici yapılarından biri hiç şüphesiz Kanlı Kilise.

Resmî adıyla “Dökülen Kan Üzerine Kurtarıcı Kilisesi”, 1881 yılında suikast sonucu hayatını kaybeden Çar II. Aleksandr’ın anısına inşa edildi.

Rengârenk kubbeleri nedeniyle uzaktan masal şatosunu andırsa da aslında oldukça hüzünlü bir hikâyeye sahip.

İç mekânı ise dünyanın en büyük mozaik koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor.

Yaklaşık yedi bin metrekarelik mozaikler, neredeyse bütün duvarları kaplıyor.

Kilisenin önüne vardığımız anda başlayan yaz yağmuru, kubbelerin renklerini daha da belirgin hâle getirdi.

Islak taşlar, gri gökyüzü ve rengârenk kubbeler birlikte bambaşka bir atmosfer oluşturdu.

Belki de St. Petersburg’a en çok, zamansız yağan yaz yağmuru yakışıyor .

Şehrin siluetine hâkim yapılardan biri de Aziz İshak Katedrali.

Dünyanın en büyük kubbeli katedrallerinden biri olan yapı, yalnızca mimarisiyle değil üzerindeki bronz heykelleriyle de dikkat çekiyor.

IMG 1135 scaled

Katedralin çatısındaki figürlerden biri Aziz Luka.

ilk bakışta dikkatimi o ve altında başını kendisine doğru çevirmiş bir boğa çekiyor…

Elindeki İncil’i yazarken tasvir edilen Aziz Luka’nın yanında yer alan boğa figürü, Hristiyan ikonografisinin en önemli sembollerinden biri.

Dört İncil yazarının her biri farklı bir sembolle temsil edilirken Aziz Luka’nın simgesi fedakârlığı temsil eden boğa olarak kabul ediliyor.

Katedralin çevresindeki melek heykelleri ise şehrin üzerinde nöbet tutuyor gibi.

IMG 1289 scaled

Hermitage…

St. Petersburg denince Hermitage Müzesi’ne uğramamak ve orada gördüklerinden bahsetmemek mümkün değil.

Bir zamanlar Romanov Hanedanı’nın Kışlık Sarayı olan yapı bugün dünyanın en büyük sanat müzelerinden biri.

Leonardo da Vinci’den Rembrandt’a…

Raphael’den Rubens’e…

Michelangelo’dan Caravaggio’ya kadar yüzbinlerce eser burada sergileniyor.

IMG 1270 scaled IMG 1265 scaled

Grup halinde ziyaretlerde kısıtlı süre dolayısıyla zamanla yarışmasanız gez gez bitmez bir müze…

Müzede sergilenen her bir esere bir dakika ayırsanız tamamını gezmeniz 6 yıl sürüyor. Neden bahsettiğimi en iyi bu kıyas anlatır.

Müzenin en ilgi çekici eserlerinden biri  18. yüzyılın en önemli mekanik harikalarından kabul edilen Tavus Kuşu Saati.

250 yıldır durmaksızın çalışıyor.

Saat yalnızca zamanı göstermiyor; kurulduğunda tavus kuşu kuyruğunu açıyor, baykuş hareket ediyor ve horoz ötüyor.

Bugün hâlâ çalışan bu mekanizma, dönemin mühendislik ve sanat anlayışının en önemli örneklerinden biri.

IMG 1268 scaled

Müzede beni en çok etkileyen eserlerden biri de Hz. Meryem’in bebek Hz. İsa’yı emzirdiği tablo oldu.

Resimde Hz. İsa’nın kolunun altında görülen saka kuşu ise Hristiyan geleneğinde oldukça anlamlı.

Rivayete göre çarmıha gerildiği sırada Hz. İsa’nın dikenli tacından diken çıkarmaya çalışan saka kuşunun başına birkaç damla kan sıçrar ve bu nedenle kuşun başındaki kırmızı renk oluşur.

Sanatçılar yüzyıllardır bu kuşu Hz. İsa’nın gelecekte yaşayacağı acıların sembolü olarak resmediyor.

Tabiki burada ilk sorulan soru şu: Saka kuşlarının başında daha önce o kırmızı leke yok muydu?

Rehberimiz Eray Akçay, kendisine en çok sorulan bu sorunun yanıtının bilinmediğini söylüyor.

IMG 1292
Screenshot

St. Petersburg’un en güzel yanı yalnızca sarayları ya da müzeleri değil.

Kanallar boyunca yürürken…

Granit kaldırımlarda yağmurun sesini dinlerken…

Neva Nehri kıyısında durup köprülerin açılışını beklerken…

İnsan bu şehirde zamanın biraz daha yavaş aktığını hissediyor.

Belki de Dostoyevski’nin, Puşkin’in ve Çaykovski’nin aynı şehirden ilham almasının nedeni tam da bu.

Burada tarih yalnızca müzelerde sergilenmiyor.

Sokaklarda yaşamaya devam ediyor.

Kısacası…

St. Petersburg, birkaç günde gezilip tüketilecek bir şehir değil.

Her sarayın kapısında yeni bir hikâye…

Her kilisenin kubbesinde ayrı bir anlam…

Her meydanda başka bir tarih saklı.

Altının ihtişamı, suyun zarafeti ve taşın asırlardır taşıdığı hafıza burada aynı şehirde buluşuyor.

Belki de St. Petersburg’u farklı kılan tam olarak bu.

Tarih boyunca üç kez İsmi değişse de Petersburg’un güzelliği hiç değişmiyor.

Ve ayrılırken zihninizde yüzyılların tarihi, gözünüzde altın kubbeler, kulağınızda fıskiyelerin sesi ve içinizde yeniden dönme isteği kalıyor.

IMG 1315 scaled
Beyaz Gecelerin tarih kokan şehri St. Petersburg
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Herdem Aviation ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!